Entelektüel yayıncılıkta yeni bir açılım.

  • Fizik ve Felsefe

    20. yüzyılın en etkili bilim insanı ve düşünürlerinden Werner Heisenberg Fizik ve Felsefe’de doğa bilimlerinde daha doğrusu fizikte yaşanan son devrimin hikayesini felsefi arka planıyla birlikte birinci elden anlatıyor. Heisenberg’in 1955-56 güz döneminde İskoçya St Andrews Üniversitesinde bilim ve felsefe ile ilgilenen bir öğrenci/dinleyici kitlesine verdiği Gifford dersleri serisinden çıkan kitap (1958) kısa sürede bilim felsefesi literatürünün klasikleri arasındaki yerini almış ve uluslararası ölçekte geniş bir okur kitlesine ulaşmıştır. Nitelikli de olsa ilk baskısından bu yana uzunca sayılabilecek bir süre geçmiş bir metnin bugün için önemi ne olabilir? Çağdaş fizikte özellikle İkinci Dünya Savaşı sonrasında yaşanan gelişmeler hesaba katıldığında Heisenberg’in sunduğu çerçevenin büyük oranda değiştiği doğrudur.

  • Araştırma ve Bağlantılı Bilgi

    Araştırma ve Bağlantılı Bilgi: II. Dünya Savaşı’ndan İtibaren Amerikan Araştırma Üniversiteleri, Roger L. Geiger’ın ABD araştırma üniversiteleri hakkındaki iki ciltlik çalışmasının ikinci cildidir. 1900-1940 arasını inceleyen ilk cilt daha çok üniversitelerin ilk kurumsallaşma dönemini ele almaktadır. İkinci cilt ise araştırma üniversitelerinin bir çok açıdan atılım içine girdiği 1940-1990 dönemini ele alıyor. Geiger, araştırma üniversiteleri tarihi konusundaki önde gelen uzmanlardandır. Esas ihtisas alanı olan ABD araştırma üniversiteleri hakkında çok sayıda kitap ve makalesi bulunan Geiger’ın elinizdeki kitabı araştırma üniversiteleri tarihinin en kritik ve etkili dönemini oldukça ayrıntılı olarak aydınlatıp, kurumsal tarihleri itibariyle belgeleyen ve özel vaka incelemeleriyle bu tarih içindeki başarı ve başarısızlıkları karşılaştırmalı olarak ele alan köşe taşı bir eserdir.

  • İsrail’de Çatışan Kimlikler

    İsrail’de Çatışan Kimlikler, İsrail vatandaşı Filistinliler ve Yahudiler arasındaki ilişkiler ile Filistinli vatandaşların İsrail devleti ile olan münasebeti üzerine odaklanmaktadır. İsrailli Filistinliler ile Yahudiler arasında halihazırda var olan toplumsal güvenlik ikilemini anlayabilmek için önce Araplar ile Yahudilerin Filistin topraklarındaki karşılaşma süreci ele alınacaktır. Bunun için ise Roe’nun toplumsal güvenlik ikileminin ortaya çıkış aşamaları iki topluluk ilişkilerinin tarihsel sürecine tatbik edilecektir. Bu çalışmada Roe’nun ortaya koyduğu dört analitik boyuta –muğlaklık, belirsizlik, en kötüyü varsayma, etki-tepki süreci– beşinci bir analitik boyut ilave edilmek suretiyle teorik katkıda bulunulmaya da çalışılmıştır. Belirsizlik aşamasından, en kötüyü varsayma aşamasına geçişte neden sonuç ilişkisini kuracak bir kavramsal boşluk olduğu düşüncesinden hareketle –sosyal psikolojinin çıkarımlarının da yardımıyla– iki grubun giderek kutuplaştığı cepheleşme boyutu analize eklenerek Filistinliler ile Yahudiler arasındaki toplumsal güvenlik ikilemi beş aşama üzerinden analiz edilecektir.

  • Osmanlı-İran Sınır Bölgeleri

    Osmanlı-İran Sınır Bölgeleri, bu sınırın birbiriyle iç içe geçmiş üç hikâyesini anlatmaktadır. Öncelikle Osmanlı-İran hudut bölgesinin (frontier) bir sınıra (boundary) dönüşümünü anlatıyor. İkinci olarak, ortak sınırların Osmanlı-İran ilişkilerini İran’daki Kaçar Hanedanlığı süresince (1796-1925) nasıl şekillendirdiğini inceliyor. Üçüncü olarak sınır oluşturma süreci boyunca sınır topluluklarının üstlendikleri rolü ele alıyor. Kitap ayrıca bu “tarihi” sınırın nasıl 1840’larda büyük güçlerin müdahalesini gerektirecek ölçüde bir uluslararası soruna dönüştüğü sorusuna da cevap veriyor. Bu sebeple bölgesel ve küresel ekonomik, siyasi ve askeri hevesleri hesaba katmasına rağmen, kitap yerel bağlama öncelik vererek devlet aktörleri sınırlarda yeni idari yapılar ve devlet uyrukluğunu zorlayarak yeni kimliklerin doğuşuna zemin hazırlarken nelerin olduğunu aydınlatıyor.

  • İbn Haldûncu Sosyoloji

    İbn Haldûn gibi bir sosyal düşünür, sosyoloji tarihi, sosyoloji teorisi ya da tarihsel sosyoloji hakkında yapılan ciddi çalışmalardan neden dışlanmıştır? Sosyal düşünce ve sosyal teori hakkında yazılmış çağdaş tarih kitaplarına hızlıca bir bakış bile sosyoloji biliminin Avrupalı kurucularıyla çağdaş olan Batı-dışı öncüllerine ya da Batılı olmayan sosyal düşünürlere ne kadar az dikkat çekildiğini anlamaya yetecektir. Buna karşılık her ne kadar on dokuzuncu ve erken yirminci yüzyıldaki Batılı sosyologlar; Batı-dışı düşünürlerin Batı sosyolojisinin bir disiplin olarak gelişmesindeki rollerinin daha fazla farkında olsalar da, bu farkındalığın da yirminci yüzyıldan bu yana büyük ölçüde azaldığı görülecektir.

  • Rus Ben-İdraki

    Trubetskoy'a göre, “sadece bir ferdin değil, bir halkın da benliği sözkonusu olabilir. Dahası, özel bir kültür inşa etmiş, etmekte olan veya inşa etme gücüne sahip halklar grubu da özel bir benlik olarak görülebilir.” Bu manada, Rusya da çok-halklı bir benliktir. Bir benlik de “kendini tanıdığı” ve “kendisi gibi olduğu”, yani kendi doğasını ve varlığını tüm açıklığıyla ve bütünüyle idrak ettiği zaman ancak kendisi ile çelişkiye düşmeden anlamlı bir hayat sürebilir ve özgün kalabilir. Buna da ancak hakiki ben-idraki sayesinde ulaşabilir, ki doğru ben-idraki her türlü benliğin varoluşunun zaruri şartıdır. Ayrıca, “kendi doğasını kavrayan insan veya halk, ben-idrakinin derinleşmesi yoluyla tüm insanların ve halkların eşit değerde olduğu bilincine varacaktır.” Bu yüzden, Trubetskoy’a göre, benlik her yönüyle (ruhi, maddi, fiziki çevresi vs.) araştırılmalı, bu çalışmaya bütün disiplinler katılmalı ve tüm bu disiplinleri de benlik bilimi olan personoloji koordine etmelidir.

  • Üniversite Harabeleri

    Üniversite kurumu ve düşüncesi üzerine kendisinden önce yazılmış literatürü yeniden kuran Readings modern üniversitenin üç temel ve büyük kurucu momentini (akıl, kültür, mükemmeliyet), birbirlerine devrettikleri ve devredemedikleri kurumsal mirasları ve en nihayet kurumun halihazırda geldiği noktada içine düştüğü derin krizi beşeri bilimler ve felsefenin imkanlarını seferber ederek tartışıyor. Seçkin üslubu, analitik berraklığı ve mantık bütünlüğü ile Üniversite Harabeleri, çeyrek asır önceden sonraki zamanlara doğru tutulan bir fener gibi, eleştirel kavrayışın üst düzey bir örneği. Yükseköğretim Çalışmaları dizisinin üniversite fikri ve kurumu hakkındaki bu yeni eseri, dizide daha önceden yayınlanan eserlerle diyalog halinde bir kitap. Üst düzey bir entelektüelin genç yaşta ölümü sonrasında geride kalan tek önemli kitabı olan Üniversite Harabeleri, konunun tartışılabileceği düşünsel ve kurumsal katmanların ne kadar zengin olduğunu gösteren bir eser.

  • Güzellik ve İslam

    Valérie Gonzalez bu eserinde, bütün bu araştırmacıların eserlerine atıfta bulunmakta; ağırlıklı olarak da Puerta Vílchez’den yararlanmaktadır. Ne var ki geniş oranda, Londra’daki İsmaili Araştırmalar Enstitüsü’nde verilen ders dizilerine dayanan elinizdeki kitap, sadece, İslam sanatı sahasındaki yeni bir yönelimin sembolü olarak kalmaz; aynı zamanda zinde ve güçlü bir akademik çevrede bir başka yöne işaret ederek yepyeni bir çığır da açmış olur. İslam sanatı araştırmalarına ilişkin tarihsel, sosyolojik ve betimleyici bir perspektife hapsolmuş eski kalıpları kıran Gonzalez, esaslı ve cesur bir metodolojik sıçrayış gerçekleştirir. Gonzalez estetiki, hem meta düzeyde hem de nesne düzeyinde ve aynı zamanda hem teori hem de metod olarak kullanır. Bu kullanım, tıpkı Puerta Vílchez’in başarılı bir şekilde yaptığı gibi yalnızca güzellik hakkındaki kavramsal söylemleri ihtiva eden İslami metinleri açıklamak değil; aynı zamanda bilfiil tecessüm etmiş sanat eserlerinin kendilerini estetik fenomenoloji çerçevesinde tahlil etmek amacını da taşır. İşte tam da bu noktada Gonzalez, İslami sanatsal üretime ilişkin araştırmaya kendi yeni düşünce boyutlarını katar.

  • Abbâsî İhtilâli

    Bu kitap, modern dönemde İslâm tarihi ve İslâm tarihçiliği alanında sorulabilecek benzer soruları belirli bir tema üzerinden batıda eser veren tarihçilere yönelterek, onların çalışmaları üzerinden bir tarihçilik haritası çıkarmayı hedeflemiştir. Seçilen bu tema Abbâsî ihtilâlidir fakat şunu en baştan belirtmek gerekir ki bu kitapta amaç, Abbâsî ihtilâlini anlatmak ve bu konuda değerlendirmeler sunmak değildir. Burada temel hedef, araştırmacıların ihtilâl hakkındaki görüşlerini ele almaktır. Böylece tarihçilerin ortak ve farklı kanaatte olduğu konular, zaman içinde ortaya çıkan ekoller ve takipçileri gibi modern İslâm tarihçiliği açısından teknik ve teorik sayılabilecek yönler ortaya konulmuştur. Başka bir ifadeyle, bu kitapta Abbâsî ihtilâli değil, Abbâsî ihtilâli tarihçiliği değerlendirilmektedir.

  • Irak’ta Osmanlı İdaresi

    Irak’ta Osmanlı İdaresi, Irak’ın 1890-1908 yılları arasındaki kapsamlı bir tarihini yazmak iddiasında değildir. Amaç, II. Abdülhamid rejiminin (1878-1908) genel tarihine bir katkı olarak, Bağdat, Basra ve Musul vilayetlerindeki Osmanlı idaresinin çeşitli yönlerini incelemektir. Osmanlı ve İngiliz arşiv kaynakları kullanılarak, merkezi idarenin ve üç vilayetteki resmi temsilcilerinin yaşadığı sorunlar ve izledikleri politikalar incelenmeye çalışılmıştır. Merkezin, Irak vilayetlerini nasıl gördüğü, vilayetlerdeki duruma ve sorunlara nasıl baktığı, bu sorunların çözüm yollarının neler olduğu, temel amaçlarının neler olduğu, bu amaçlara ulaşmaya ve çözümleri uygulamaya çalışırken hangi sorunlarla karşılaşıldığı, Irak vilayetlerinin idaresinde kıstas ve tercihlerin neler olduğu soruları sorulmaktadır.

  • İsrail’de Hatırlama

    Bu kitap, İsrail resmi tarih yazımının “kadim Yahudi ulusunun tarihi” adını verdiği yukarıda özetlenen anlatı ile bütüncül bir biçimde hesaplaşabilmek için yazıldı. Bu minvalde iki temel hedef belirledi. İlk olarak, Yahudilik, Yahudi halkı, Yahudi modernleşmesi, Yahudi ulusu, Siyonizm ve Yahudi ulus-devlet inşası gibi olguların, dini inanç, ideoloji ya da önyargılardan olabildiğince arındırılmış biçimde, geniş bir siyaset bilimi, tarihsel sosyoloji, siyasal antropoloji, arkeoloji, uluslararası ilişkiler ve iktisat tarihi literatürüne de atıf yapılarak üzerlerindeki ağırlıklardan kurtarılıp açıklığa kavuşturulması ve bir anlamda hakikat zeminiyle buluşturulması amaçlandı. Bununla bağlantılı ikinci hedef olarak, İsrail devletinin uygulamaları ve bunlarla mücadeleye odaklanıldı. İsrail resmi tarihiyle girişilecek –ideolojiden mümkün mertebe yalıtılmış, inceleme nesnesi olarak gördüğü insan grupları, halk, kültür ve dinlere eşit mesafede duran, İsrail devletini ve Siyonist tarih yazımını eleştirdiği kadar antisemitizmin tehlikeli, tutarsız ve kötücül cehalet bataklığını da kurutmaya yönelik– bütüncül bir akademik hesaplaşma, İsrail ulus-devletinin, Filistinlilere karşı uyguladığı acımasız siyasetin meşruiyet zemini ve dayanağını bu devletin altından çekebilme olanağını yaratacaktır.

  • Unutulmuş Filistinliler

    Bu kitap, hikâyeleri başladığında salt yüz bin kişiden oluşan ve bugün 1,5 milyondan fazla olmayan bir grubun öyküsünü anlatan ilk teşebbüs değildir. Bu grup, çok kalabalık olmamasına rağmen ilgiyi hak ediyor. Sosyal bilimler alanındaki birçok araştırmanın çok sayıdaki teorisi için vaka incelemesi –ya da daha ziyade test konusu– olmuştur ve halen olmaya devam etmektedir. Bu nedenle bugüne kadar yapılmış en iyi çalışmalar, kronolojik veya tematik olsun, bu grubun yaşamının belirli yönlerine odaklanmıştır. Bu etkileyici akademik hasadı bir araya getirmenin en iyi yolu nitelikli bir şekilde hazırlanmış bir kitap yayınlamaktır ve umuyorum bunun ortaya çıkması uzun sürmeyecektir. Bu kitap ayrıca gerçeği azınlığın gözünden anlamak için girişilen mütevazı bir çabadır. Onları sadece cefa çeken bir topluluk olarak değil, aynı zamanda Filistin halkının ve tarihinin doğal ve organik bir parçası olarak görmektedir. Hikâye 1947’den, yani bugün İsrail olan bölgenin hâlâ Filistin olduğu tarihten itibaren takip edilmezse bu topluluğun nelere maruz kaldığı anlaşılamaz. Hikâyemizin başladığı yer de tam burasıdır.

  • Zihin Felsefesi

    "Bu kitap uzman-olmayanlar dikkate alınarak yazılmış olsa da, mevcut kuramların bir derlemesinden daha fazlasını sunmayı amaçlıyorum. Hem deneyimli zihin felsefecilerinin hem de zihne ve doğasına profesyonel bir ilgi duyan filozof-olmayan kimselerin ilgilenebileceği bazı konuları ele aldım. En azından sunduğum yaklaşımın, zihinselliğin ontolojik temellerini daha derinlemesine kavrama adına diğerlerini cesaretlendirmesini ümit ediyorum. Okurlardan bazıları kendi görüşlerimi dahil etmeme şaşıracak ve bazı görüşleri önemsizmiş gibi sunduğumu veya göz ardı ettiğimi fark ettiklerinde hayal kırıklığına uğrayacaklar. Fakat böyle bir kitapta seçici olmanız gerekir: Her görüşü adil bir biçimde ele almak mümkün değildir. Dolayısıyla zihin felsefesinin ana konuları olarak gördüğüm konu ve bakış açılarını seçerek onlara odaklandım. En sonunda açık-zihinli okurları sahaya dair yeni bir bakış açısına yönlendirmeyi umuyorum." John Hell

  • Sistemik Deprem ve Dünya Düzeni

    "Sistemik Deprem, hâlihazırda gezegenimizi sarsan kargaşalara ustaca bir teşhis koyarken, hızla gelişen küreselleşmenin karmaşık ve değişken şartları altında siyasi hayatın çeşitli boyutlarına cevap üreten bir dünya düzeni çerçevesinin nasıl oluşturulacağına dair ayrıntılı projeksiyon içeren bir vizyon da sunmaktadır. Kitap deprem metaforuna dayanarak teorik ahenge ulaşmıştır. Davutoğlu niçin bu metaforu kullandığını da açıklamaktadır. Analiz ettiği siyasi gelişmeler -tıpkı güçlü bir depremde olduğu gibi- dünya düzeninin jeopolitik, güvenlik, ekonomik ve yapısal boyutları da dâhil asli temellerinin şiddetle sarsıldığına işaret etmektedir. Davutoğlu, bu dönemde insanlığın yüzleştiği kendine has şartlar silsilesine ilişkin tutarlı açıklamalar üretmeyi önemseyerek her boyutu, ferasetle ve aydınlatıcı bir şekilde derinlemesine izah etmektedir." Richard Falk

  • Üniversitenin Kullanımları

    En eski toplumsal kurumlarımızdan biri olmasına rağmen üniversite bugün kendini toplum içinde yepyeni bir konumda bulmaktadır. Yeni rolüyle yüzleşirken dayanacağı pek az teamülü, değişimin çıplaklığını örtmek için yavan sözlerden başka pek az şeyi vardır. Yavan sözler ve bir zamanlar burasının ne olduğuna dair nostaljik nazarlar yerine, üniversite bugün içinde bulunduğu dünyanın gerçekliğine dair titiz bir bakışa ihtiyaç duymaktadır. Üniversitenin temel gerçekliği, yeni bilginin ekonomik ve toplumsal büyümedeki en mühim etken olduğuna ilişkin yaygın kabuldür. Üniversitenin görünmez mahsulü olan bilginin kültürümüzdeki en kuvvetli yegâne unsur olabileceğini, mesleklerin ve hatta toplumsal sınıfların, bölgelerin ve hatta milletlerin yükselişine ve düşüşüne tesir ettiğini ancak yeni yeni algılıyoruz.

  • Bilmenin Yolları

    Bu kitabı, çağdaş sosyal bilimlerin başlıca iki metodolojik geleneği olduğunu düşündüğümüz (yukarıda pozitivizm olarak ifade ettiğimiz şeye denk düşen) natüralizmi ve (göreceğiniz gibi, genel olarak “yorumculuk” olarak kullanılan kavrama tekabül eden) konstrüktivizmi kapsayacak ve tartışacak biçimde tasarladık. Bu iki metodolojiyi karşılaştırarak bu geleneklere mensup uzmanların inceledikleri dünyayı görme ve anlama tarzlarındaki farklılıkları vurguladık. Bunun ardından da belirli yöntemlerin, her bir metodolojik gelenekte nasıl farklı biçimlerde kullanıldıklarına baktık.

  • Yönetimin Kültürcesi

    "Yönetimin Kültürcesi", toplumsal kültürümüzü biçimlendiren temel faktörleri tanıma ve bu faktörlerin ilişkilere, yönetsel süreçlere, liderlik tarzlarına etkisini anlama çabasıdır. Davranışlarımıza, yönetsel ilişkilerimize yön veren tarihsel birikimi, kültürel değerleri ve zihniyeti çözümleme gayretidir... Türkiye’de kültürün yönetim üzerindeki etkilerini araştırmaya yönelik çalışmalarda, toplumsal kültürel değerlerin tespiti yapılmış fakat bu değerlerin nedenleri üzerinde durulmamıştır. Değerleri doğuran tarihi birikime, ekonomik ve toplumsal koşullara yeterince değinilmemiştir.

  • Dönüşen Diplomasi ve Türkiye

    "Dönüşen Diplomasi ve Türkiye" 21. yüzyılda diplomasinin temel alanlarını kendi içindeki süreklilik ve dönüşümlerle beraber ele almayı hedefliyor. Bunu yaparken, kitabın her bölümü, ele aldığı meseleyi hem genel anlamıyla hem de son bölümünde Türk dış politikası ve diplomasisindeki karşılıklarıyla değerlendiriyor. Dolayısıyla her bir bölüm diplomasinin hangi boyutunu ve alanını ele alıyorsa o alanla ilgili olarak ya Türk dış politikasını değerlendiriyor ya da Türk dış politikasından örnekler vererek meseleyi ele alıyor.

  • Asya-Pasifik Çalışmalarında Yeni Ufuklar

    “Asya-Pasifik Yüzyılı” üzerine bu çok boyutlu tartışmanın Türk kamuoyunda son yıllara kadar çok etkili olmadığı söylenebilir. Uluslararası ilişkiler disiplininden bakarsak, Asya’nın yükselişinin Türkiye açısından “can alıcı” bir konu olmamasını kısmen anlamak da mümkündür. Türkiye’nin Batı ittifakında yer almakla birlikte orta ölçekli bir güç olması (dolayısıyla Çin’in yükselişini dengeleme ya da engelleme imkanının olmaması), yükselmekte olan Asya ülkelerinde ekonomik ve kültürel nüfuzunun az olması (örneğin Hindistan ile değil, Pakistan ile ayrıcalıklı bir ilişkisinin olması), Türkiye’nin dış politikada başlıca ilgi ve eylem sahasının Ortadoğu ve Balkanlar gibi daha yakın coğrafyalar olması ve ihracat pazarının Avrupa odaklı olması gibi faktörler bu kayıtsızlığı beslemiş olabilir. Bu açıdan bakıldığında, Asya’nın yükselişi Türkiye’nin öngördüğü değil, “maruz kaldığı” bir olgu olmuştur.

  • Gilles Deleuze'ün Zaman Makinesi

    Felsefe, Nietzscheci bir anlamda her zaman vakitsizdir. Felsefe ne bir tarih felsefesi ne de sonsuzluğun felsefesidir, “zamana karşıdır, umuyorum ki, bir gelecek zamanın lehindedir”. Yabancılaşmanın, şeyleşmenin, hıncın öldürücü güçlerine karşı daha büyük bir direniş stratejisi de mevcut değildir. Deleuze’ün bir zaman filozofu olması, onun bir yaşam filozofu olması demektir: Yaşamı ve yaşamın vakitsiz yaratım güçlerini doğrulayan kavramların bir mucidi... Deleuze’ün kitaplarının büyük bölümü, hem felsefeciler için hem de sinema araştırmacıları için Fransız sinefilin film eleştirisi olarak görünür. Felsefeciler bu metinlerin çok az maddi unsur içerdiğini düşünebilir ve sinema araştırmacıları da bunların unutulsa daha iyi olacak bir döneme geri dönüş olduğunu hissedebilir. Çağdaş film araştırmalarının bakış açısından Deleuze’ün fikirleri, İngilizcedeki film teorisi çalışmalarının hâkim tonunun çok uzağında olmakla kalmayıp aynı zamanda bu tona düşmandır.

Yeni Çıkanlar

Medeniyetlerin Ben-idraki
Ahmet Davutoğlu

Son dönemde en çok kullanılan ama üzerinde en az tefekkür edilen kavramların başında medeniyet ve onunla irtibatlı tanımlamalar gelmektedir. Bu kitap, kapsayıcılığı, bütüncül niteliği ve oluşturduğu geniş anlam haritası ile son derece önemli bir muhteva barındıran medeniyet kavramı ve teorisi etrafında bir zihnî yenilenme gerçekleştirebilmek amacıyla kaleme alınmıştır.

Medeniyet Dönüşümü
Ahmet Davutoğlu

Bugün Müslüman toplumların aydınları ve siyaset yapımcıları bu yüzleşmeyi düşünce özgürlüğü içerisinde rasyonel ve samimi bir şekilde gerçekleştirmekle sorumludurlar. Bu kitap böylesi bir yüzleşmeyi yapabilmek amacıyla daha Soğuk Savaş’ın ilk yıllarında kaleme alınmıştı. Şimdi Türkçe olarak yayınlanan bu eserin, son çeyrek asırda zarureti daha da belirginleşen böylesi bir yüzleşmeye katkıda bulunacağını ümit ediyoruz.